Günlerdir aklımda olan bir şeye şimdi akşamın bu rüzgârlı saatinde başlamaya karar verdim… Günlerdir diyorum… Sadece yaşadığım, gördüğüm ya da hissettiğim birkaç an… Kimine göre sıradan, kimine göre ilginç, saçma… Bana göre yazılması gereken beyin oyunları, kelime grupları… Olduğu gibi… Öylesine… Nagi’ce…

Bir kitap yazamam belki ömrüm boyunca ancak neden olmasın bir iki satır… İnsanın ihtiyacı oluyor… Öyle değil mi? Müzisyen değilim ki beste yapayım… Sadece yazabilirim… Tanrı vergisi akıl ne güne duruyor? Bunu hep sorgulamalı insan… Sana verilen onca şeyin hakkını ödeyebiliyor musun, verebiliyor musun diye? Kim bilir? Belki şimdi tam zamanıdır…

Giriş tadında oldu sanırım… Olsun… Şimdi doğaçlama gidiyor cümlelerim… Hani derler ya kaza anında hayatım film şeridi gibi geçti diye, işte o hesap benimkisi… Siyah- beyaz bir ömür ama bazen grileri barındırdığım anlar, anılar… Ve yaşam akadursun, rüzgâr nereye kadar savurursa öyle akacağım hayata… Ve film şeritleri birbir ilerleyecek…

Şubat çocuğu olmamın verdiği büyük bir soğuklukla ama içten her şey… Belki de beni duygusallaştıran bu değil mi? Etkisi altında kalmışım hayatın… Günlük burç yorumlarına bakmasam -sanki hayat orada yazılanlar gibi oluyor da- olmaz… Etkisi altında yalnızlığım…

Herkes mi karışık? Hayat mı? Ben mi? Bu yaşıma geldim öğrenemedim… Belki de içimdeki o sevimli, içten küçük kız öğreniyor hâlâ bir şeyler hayattan… Ona ayak uydurmaya çalışıyorum… Bazen patavatsız, bazen kontrollü… Ama hep samimi… Beni bilen bilir! Kendimi anlatamam kimseye… Ben böyleyim… Yaşayanlar görür, bilir…!

En güzel günlerim geliyor aklıma… Yaşamım boyunca en çok mutlu olduğum anlar… Çılgınlık yaptığım ve yüzümde korkuyla birlikte içten bir gülümseme oluşturan anlar… İşte o zamanlarda içimdeki kız çocuğu hayata meydan okuyor… Çığlığımı duyan gökyüzü, yıldızlar, güneş, sokaklar… daha sayamadığım onlarca kare beliriyor gözümde… Ve korkuyorum mutsuz olmaktan… Keşke hep o lunaparktaki gibi gondolun en ucundan hiç kalmasam ve seyretsem hayatı diyorum… Öylece baksam… Yüzümde korkulu gülümsemeyle… Baksam… Aşağıdan geçen insanları tanımaya çalışsam… Onlara “Merhaba, ben buradayım ve mutluyum” desem… Şimdi düşündükçe yine bir tebessümle anıyorum o mutlu günümü…

Bu kez kötü günlerim geliyor aklıma… Korkularım ölümü erken yaşayan bir kız çocuğunun ıslak gözlerine demir atıyor… Bu kez babamı düşünüyor, düşlüyorum… Ona diyemediğim her kelime, her söz için lanet ediyorum kendime… “Keşke”lerle doluyor gözyaşlarım… Sonra bir yaprağım daha düşüyor… Annemsizleşiyorum… Gittikçe kendimle başbaşa kalıyorum… İçimdeki fırtınaları kimse bilmiyor… En kötü günlerim bunlardı diye hayata sövesim geliyor, yapamıyorum… Dağına göre kar veren Tanrı’m neden erkenden aldı diye düşünüyorum… Susuyorum…

Ve bu kez yeni üyeler katılıyor aileye… Sevincim kat kat artıyor… Yeğenlerimi meleklerin yanından izleyen anneme-babama sesleniyorum… Bakın sizin eserleriniz… Ne tatlılar…

Şimdi kendimle başbaşa kalmanın rahatlığıyla döktüğüm her satır o kadar ilaç gibi geliyor ki… Bunu hep yapmak istedim oysa… Bugünmüş kendimi yazılara dökmem… Bugün yeni bir gün… Bugün dostlardan aldığım güzel haberlerin de etkisiyle kendime geldim… Hayata inatla…

Dışarıda balkon sefası yapan kedim (Haydut) bile anlıyor artık beni… Demek ki hayvanlarla anlaşıyorum… Dile kolay 9 yıldır bizimle… O da az değildir… Sahibi olduğumdan beri bana benzemeye başladı… Kedim kendime benzemeye başladı… O’nun da  her günü diğerine uymaz, aynı ben…

Balkon sefası dedim de aklıma geldi… Geceleri bu balkon bir başka güzel oluyor yazın… Hele demli bir çay ve yanında sigaram… Allah biliyor ya kimseden saklayacak değilim bu lanet, bağımlılık yapan şeyi içtiğimi… Seviyorum… Bağımlıyım… Bağlandığım için kopamıyorum… İşte insanlara bağlanıp da kopamamak gibi… Ne zaman vazgeçsem bir şey oluyor ve tekrar başlıyorum… Belki de beni en iyi o anlıyor… Ne demiş Tanju Okan; “Benim en iyi dostum içkim, sigaram… Onlar da terk ederdi olmasa param…”

Para dedim şimdi neye bağlayacağım bakalım…  Lüks eşyalar, pahalı kıyafetler, son model cep telefonu vb. saymadığım onca şeye iyi ki sahip değilim Tanrı’m… Çünkü ben böyle mutluyum… Ancak birileri varsa bunlara sahip değilsin seninle görüşemem artık, bu da dert değil… Kimileri öyle düşünür, biliyorum ya da az çok tahmin ediyorum… Benim hayatımdaki en lüks şey YAŞAMAK, NEFES ALMAK… Hıımm, bir de sanırım fotoğraf makinem… Yaşadığımı kanıtlayan kareler, objektifimden dünyaya açılan o uçsuz bucaksız kapı… İşte bununla mutluyum… Üç kuruşum olsun ama mutlu olayım bu bana yeter… Artar bile…

Öyle ki kendinden daha kötü durumda olanları düşündüğünde çok lüks içinde olduğunun farkına varacaksın sen de… Afrika’da ölen çocuklar… Katliamlar… Dünya nereye gidiyor diye düşündüğüm şu son zamanlarda insan üzülüyor… Ve belki de sofrada mırın kırın ettiğin bir parça ekmeğin derdine düşen yüzbinler aklına geliyor…

Şimdiki çocuklar çok şanslı… Ama şımartılan bir nesil gibi “onu al, bunu al edaları”… Siz siz olun çocuğunuza her şeyi almayın… Her şeyi vermeyin… Sadece SEVGİnizi verin… İşte o zaman çok daha bilinçli bir gelecek olacak…

İçimdeki çocuk kelimeleri, cümleleri birbir getiriyor… Sanırım birşeyler çıkıyor… Devamında görüşmek üzere… Vakit ayırdıysanız ne mutlu bana… Hepinizi çok seviyorum…

Sevgiler…

Reklamlar

About Nagihan Şekercioğlu

24 Şubat 1981 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimini Sakarya’da sürdürdü. Doğayı, insanları, kısacası yaşamı keşfetme arzusuna fotoğraf eklendiğinden beri büyülü dünyaya farklı bir bakış açısıyla bakmaya başladı. Hayata vizörden bakmak… “IŞIK”, fotoğraf tutkunları için ne kadar önemliyse, bilgi de o kadar önemliydi O’nun için… Ailesinin ve aile büyüklerinin büyük desteği ile fotoğraf deneyimlerini kazandı. Camera Obscura’nın, fotoğrafın büyüsünü hareketli görüntü bilgileriyle yoğurduğu, sayısal görüntünün hayatında olan yerini öğrendiği, sinemadan, heykele, mimariden, ebruya, resme, kısaca bir bütün olan tüm görsel kültür dallarına tanık olduğu için çok şanslı olduğunu belirtmek istemektedir. Açılan yeni ufuklar, pencereler, değişen bakış açıları… Ve en önemlisi hayatına kattığı değer… Yaşamın büyüsüyle insanı anlayan, yorumlayan büyülü dünyada çalışmalarına devam etmektedir. “Hayata vizörden bakmak… Bakıp görebiliyor, görüp hissedebiliyor, hissedip bunu kalpten yaşıyor, paylaşıyorsak eğer çok şanslıyız demektir. Bir parça ekmeğin değerini bilen ve onu paylaşan, ne olursa olsun hayata gülümseyen iyi niyetli insanlarız. Şükürler olsun.” Nagihan ŞEKERCİOĞLU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s