Mayıs 2013…

Küresel ısınma sanırım tüm iklimleri değiştirdi. Mayıs bu kadar sıcak olur muydu önceden de bu yörelerde? Marmara’nın doğusu, Karadeniz’in batısı… Ee, iklim geçişleri normal diyoruz… İki arada kalıyoruz sanırım.

Hep derler ya, buna ben de yürekten inanırım. Bir yerlerde görmemiz, keşfetmemiz için bir şeyler sanki bizi bekler hep. Şanstır o yöreleri görüp, o iklimleri solumamız… Büyük bir nimettir bundan yararlanmak. Bizi bekleyen o köyler, o insanlar, o yaşamlar, o kültürler tamamen karşımızdadır. Keşfetmeye başlarız böylece bambaşka bir şehrin bambaşka köyünü, sıcak, ürkek ve samimi insanlarını…  Yüreğimizi doldururuz.

manzara1.nagihan

“Orada bir köy var uzakta!” deriz… Yakınlaştıkça keşiflerimiz artar ve biz de oralı oluruz. Bir parçacık havasından, biraz da suyundan alıp çantamızda biriktiririz.

yerel yaşam2.nagihan

Batı Karadeniz’den Doğuya… Nik Hisar Keşfi…

Kısaca Niksar adı nereden geliyor, şöyle bir göz atalım.

*Pers İmparatorluğu’nun sona ermesiyle kurulan Pontus Krallığı döneminde Caberia adıyla anılan Niksar; Sayfiye alanlarına pek çok tapınak, saray ve yerleşim birimi inşa edilmiştir. MÖ 72 yıllarında Romalılarla Pontuslular arasında cereyan eden Mithridat savaşlarının üçüncüsü Niksar’da yapılmış ve şehir Romalıların eline geçmiştir. Romalılar, şehre Neocaesarea (Kayser’in yeni şehri) adını vermiş ve Niksar ismi Neocaesarea’dan dönüşmüştür.

**Niksar, Romalılar döneminde ayrıca Diospolis, Sebaste isimleriyle anılmıştır. 1672 yılında Niksar’a gelen Evliya Çelebi ise Seyahatname’sinde Niksar ismi hakkında uydurulan şöyle bir hikayeyi nakleder;

“Bu Niksar’ın doğusu Nik Hisar, yani iyi hisar olup hafifletmek suretiyle yanlış olarak Niksar denir.”

Taşmektep, Talazan Köprüsü, Çöreğibüyük Camii, Ulu Cami, Yağıbasan Medresesi, Melikgazi Türbesi, Kırkkızlar Kümbeti, Akyapı Kümbeti, Kolag Kümbeti, Niksar Kalesi, Çıkrıkçı Baba Türbesi, Erzurumlu Sahir Emrah Türbesi, Leylekli(Yılanlı) Köprü, Hüseyingazi Köyündeki Kaya Mezarı

Buram buram tarih kokuyor.

(Kaynak: Vikipedi)

tarih3.nagihan

DSC_0237

Leylek ve Yılan

Niksar Belediye Başkanı Duran YADİGAR, el işi ürünlerin simgesi haline gelen leyleğin bereket, yılanın ise sağlık sembolü olduğunu ifade ederek, “Bereket ve sağlık arayanlar haydi Niksar‘a” demiş bir web yazısında… Ve eklemiş:

“Niksar, önemli bir sağlık merkeziymiş. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde şehrin kıble tarafında kaplıca suyu olduğunu ve çeşitli hastalıklara iyi geldiğini söylüyor. Bu suyun adı da Ayvaz Suyu. Ayvaz Suyu’nun çıktığı yerde geçmiş dönemlerde Ayazma derlermiş. Şu anda orada bir kazı çalışması var. Bu çalışmanın sonucu bizlerde merakla bekliyoruz. Burada bir kilise çıkma ihtimali kuvvetle muhtemel. O bölge oksijen itibari ile Çamiçi oksijenine yakın. Çamiçi Yaylası da Kaz Dağları’ndan sonra en fazla oksijenin olduğu nem oranın düşük olduğu nadir yaylalardan bir tanesi. Bilinmeyen bir cennetten köşe”

( 22 Aralık 2012 / http://www.haberler.com/leylek-ve-yilan-niksar-in-sembolu-haline-geldi-4191853-haberi/)

manzara3.nagihan

Gerçekten de öyle… Okumak yetmiyor ki, gidip görmek şart oluyor. Ve başkan da özetlemiş… Suyu, havası, tarihi ve yaşamı… Gidip de görülesi yerler…

Mesafeler çok olunca “Aman, gidip de ne yapacaksın?”, “Gittin de ne oldu?” ve benzeri birçok soru sorulabilir size… Ben de en güzel cevabı yaşadığım 2-3 günlük Niksar keşfiyle veriyorum.

10 saatlik otobüs seyahatinin ardından havanın serinliğini ve iklimin değişimini anlıyorsunuz. Güneş size veda ederken, yağmurun sesine şimdiden alışmak gerek…

Otobüs yolculuğunun tedirginliğiyle uykusuz geçen bir yolculuk, bilmediğiniz bir yer, tanımadığınız insanlar… Yorgunluk kahvesi öyle iyi geldi ki… Bu kahveyi de sevgili Derya DEMİRBAŞ’a borçluyum. Çay ocağındaki arkadaş, kahve yapmayı bilmeyince, iş komşuya düştü:)

Ve derken başladık keşfe…

Niksar merkezindeki sokaklar, evler, Niksar Kalesi, çocuklar, sohbet ve bol fotoğraf derken ekip üyeleriyle buluşmak üzere yola çıkarken deyim yerindeyse bardaktan boşanırcasına bir yağmurun göbeğinde kalakaldım. Sırtımda çanta, boynumda korumaya aldığım fotoğraf makinem, sığınacak bir liman arar ya insan… İşte sığınacak bir avlu aradım ki, nihayet buldum.

DSC_0386

Çocuk her yerde çocuk… Elinde logolarıyla oyun oynayan minik Azra da objektifimden çekinmeyenlerden…

DSC_0163

Gittiğiniz yerin meşhur yemeğini yemeden gelirseniz olur mu hiç? Meşhur Tokat Kebabı… Niksar’da çok meşhur bir usta varmış. O’nun kapısını çaldım önce ancak siparişe göre hazırladığı için soluğu Akasya’da aldım. Mutfak ve ocak bölümünde epey fotoğraf çektim. Yapılışı, hazırlanışı, tek tek kancalarla ateşe atılışı… Yeme de yanında yat hesabı… Başında biraz bekledikten sonra, bize de yemek nasip oldu.

DSC_0095

Her sokak, her köşe başı… Sanırım öğreneceğimiz, keşfedeceğimiz çok şey var bu dünyada…

İşte birkaç fotoğraf…

DSC_0024

DSC_0215

DSC_0225

Yaşlısı, genci, yediden yetmişe herkes sizinle sohbete girişiyor. “Nereden geldiniz?”, “Beğendiniz mi Niksar’ı?”

DSC_0505

Asma yapraklarını tek tek elleriyle sıralayan yaşlı teyzem…

DSC_0688

DSC_0578

Ve “Niksar’ın Fidanları” türküsü ile devam ediyorum yazıma.

NİKSARIN FİDANLARI

Kalenin bedenleri yar yar yar yandım

Koyverin gidenleri şinanay yavrum şinanay nay

Hopa şina şinanay şina nay nay

Şinanay yavrum şinanay nay

Kurudum kibrit oldum yar yar yar yandım

Üfürsen yanıyorum şinanay yavrum şinanay nay

Hopa şina şinanay şina nay nay

Şinanay yavrum şinanay nay

Kaleden iniyorum yar yar yar yandım

Çağırsan dönüyorum şinanay yavrum şinanay nay

Hopa şina şinanay şina nay nay

Şinanay yavrum şinanay nay

İpek bürük bürünmüş yar yar yar yandım

Niksarın fidanları şinanay yavrum şinanay nay

Hopa şina şinanay şina nay nay

Şinanay yavrum şinanay nay

………………………………………………………..

Ne de keyifli bir türkü… Niksar ile ilgili, Tokat’la ilgili pekçok türkü var… Yol boyunca radyolarda dinleyebilir, müzik kültürüne de ortak olabilirsiniz böylelikle.

NİKSAR KAMPING

Türkiye’nin ilk uluslararası kamp alanı NİKSAR KAMPING‘i görünce hayalim olan karavan alma fikri nasıl da tekrar canlandı gözümde.

Derneğimizde kendisini fotoğraf gösterisiyle tanıdığım Saygıdeğer Habip YANÇ ve sevgili eşi Müge abla ile tekrar karşılaşacağım, hatta kitabını imzalatacağım o keyifli an “hayatın en büyük armağanı”ydı.

DSC_0036

Kalbiniz açık oldukça cebinizde, yüreğinizde hep güzel şeyler biriktirirsiniz… Sevgi ve hoşgörüyle kucak açarsınız insanlara… Sizi anlamak zorunda değildir kimse… Yürürsünüz durmadan, biriktirirsiniz insanları… Sahip olduğunuz “sevgi” ve “farkında olma” yaşamın anlamı olur. Görebiliyor, duyabiliyorsunuz… Eliniz ayağınız size eşlik ediyor, ne mutlu ki!

Sağlığımıza şükredişimiz de bundan değil mi? Ötesi yalan…

Vakit buldukça bir yerleri keşfedin derim…. Çok uzağa gitmeseniz de yakınınızda bulunan küçük bir kasabaya… İnsanların içtenlikle size “Buyurun, çayımızı için.” dedikleri bir köye… Sizleri görünce heyecanlanan minik yüreklerin olduğu bir sokak arasına…

Gidin ve keşfedin…

Çünkü keşfedilmeyi bekleyenler var…

Orada bir köy var…

2. kez katılmama vesile olduğu için SAGÜSAD aileme teşekkür etmek istiyorum. Bu güzel organizasyonun bir parçası olmak çok keyif vericiydi.

DASK-DOGAY’ın bizleri, ülkemizin güzellikleriyle buluşturması, farklı kültürlerle, farklı iklimlerle kucaklaşmamız, bilmediğimiz belki de gitmek için bir nedenimizin bile olamayacağı bir şehre doğru yola çıkmamız… İşte hepsi keşfe doğru çıkan görüntü avcılarının en güzel zamanlarıydı.

Gitmediğimiz yer bizim değildir sözü ne de doğru… Bu yüzden artık ben de Tokat/Niksar’ı biliyorum diyebilirim. Orada tanıştığımız sıcak insanlar, 7’den 70’e “içtenlikle” en saf halleriyle karşımızdaydılar… Tarihi, doğası, yaşamı… Hepsi birbirinden lezzetliydi.

Sınırlı günler boyunca hepimiz keşiflerimizi yaptık, arşivimiz canlandı ve ödüllerimizi aldık.

Pamuk ipliğine bağlı olan hayatı bu gezi sayesiyle daha iyi anlıyorum. Kazasız belasız geri dönüş yolunda bizlere eşlik eden Sayın Serdar AKYAY ile sohbet etmek, bilgilerinden yararlanmak ve esprileriyle içtenliğine tanık olmak harikaydı.

DSC_0289

Kayahan’ın meşhur sözüyle yazımı sonlandırıyorum.

Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün, bir yerde buluşmak üzere…

Sevgi ve saygılarımla…

Nagihan ŞEKERCİOĞLU

Reklamlar

About Nagihan Şekercioğlu

24 Şubat 1981 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimini Sakarya’da sürdürdü. Doğayı, insanları, kısacası yaşamı keşfetme arzusuna fotoğraf eklendiğinden beri büyülü dünyaya farklı bir bakış açısıyla bakmaya başladı. Hayata vizörden bakmak… “IŞIK”, fotoğraf tutkunları için ne kadar önemliyse, bilgi de o kadar önemliydi O’nun için… Ailesinin ve aile büyüklerinin büyük desteği ile fotoğraf deneyimlerini kazandı. Camera Obscura’nın, fotoğrafın büyüsünü hareketli görüntü bilgileriyle yoğurduğu, sayısal görüntünün hayatında olan yerini öğrendiği, sinemadan, heykele, mimariden, ebruya, resme, kısaca bir bütün olan tüm görsel kültür dallarına tanık olduğu için çok şanslı olduğunu belirtmek istemektedir. Açılan yeni ufuklar, pencereler, değişen bakış açıları… Ve en önemlisi hayatına kattığı değer… Yaşamın büyüsüyle insanı anlayan, yorumlayan büyülü dünyada çalışmalarına devam etmektedir. “Hayata vizörden bakmak… Bakıp görebiliyor, görüp hissedebiliyor, hissedip bunu kalpten yaşıyor, paylaşıyorsak eğer çok şanslıyız demektir. Bir parça ekmeğin değerini bilen ve onu paylaşan, ne olursa olsun hayata gülümseyen iyi niyetli insanlarız. Şükürler olsun.” Nagihan ŞEKERCİOĞLU

2 responses »

  1. huriser dedi ki:

    çok güzel başka ne söylenebilir

  2. huriser dedi ki:

    çok güzel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s