Sakarya’dan çıktık yola… Size selam getirdik ve Sille’yle tanıştık. Önce Sille Sanat Sarayı’nda hocalarımızın kulaklarını çınlattık. Serginizi gezdik ve büyülendik.

Sille, dokusu ile mükemmel bir dünya. Keşfedilmesi gerek… Bu keşfi kısa zamanımıza sığdırıp yaşadığımız için çok mutluyuz. Hayran kaldık ve ayrılmak zor geldi.

Aliye Teyze’de yediğimiz sac böreğinin ve içtiğimiz ayranın tadı damağımızda kaldı. Kültürlerimizin zenginliğini fotoğraflarımızla ölümsüzleştirmek boynumuzun borcu oldu.

Hepinize aydınlık, sanat dolu günlere… Sevgilerimle…

Sille Sanat Sarayı…

DSC_0733 DSC_0707 DSC_0722

Sille Tarihi

Sille, Konya’nın 12 km kuzey batısında eski bir yerleşim yeridir. Önceleri ayrı bir belediyesi olan Sille bugün Karatay ilçesi sınırları içindedir. İçinden geçen Sille deresinin iki yamacında kurulmuştur.

Sille’nin güneyinde bulunan Ak Manastır (Aya Hariton yada Eflatun Manastırı) ve güney batısında bulunan Takkeli dağ (Gevele Kalesi) hakkında tarihi bilgiler bulunmasına karşı, Sille hakkında bilinenler yok denecek kadar azdır.

Sille tarihi hakkında şunlar söylenebilir. Bizans döneminde Sille çayının güneyinde bir katakomp (Yer altı mezar odası –Aya Trifanum ?) ile 2-3 civarında kayalara oyma kilise ve manastırların (Aya Kiriyakon- Panaya- Aya Paulos) bulunduğu ve çevresinde kentsel bir yaşamın oluşmadığı kabul edilebilir.

Benzer  şekilde Sille’ye bağlı Tatköy’de de bir manastır olduğu ortaya çıkmış ama bir kentten söz etmek mümkün değildir. Bizans döneminde kentler dışında böyle pek çok kilise ve manastırların olduğu bilinmektedir.

Sille’ye ait ilk bilgilerin Tabula İmperini’de, (13) 15 ve 16 yüzyıla ait olduğu belirtilmekte bu bilgiler Hasan Özönder’in SİLLE isimli (10) eseriyle doğrulanmaktadır. Buradaki nüfus sayımlarına göre 1584 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde Sille yaklaşık 100 hane olup bunun % 93 ü Hıristiyan’dır.

Aynı eserde Müslümanların çoğaldığı ve mevcut mescidin yetersiz kaldığı ve cami ihtiyacının 1670 yılında ortaya çıktığı görülmektedir. (10) Kanuni Sultan Süleyman döneminde bir köy olan Sille 1650 yıllarından başlayarak 1830’lu yıllara kadar geliştiği, ikinci olarak 1830’lu yıllardan Rumların 1924 tarihli Lozan anlaşması sonucu göçüne kadar altın çağını yaşadığı görülmektedir.

Manastır ve Mormi su yollarının ilk dönemde yapıldığı, büyük Kilisenin, camilerin, dükkanların, birbirinden güzel evlerin, medrese ve içinde Fransızca öğretilen Rum okulların bu dönemde yapıldığı kabul edilebilir. Bu  dönemde Sille’nin nüfusunun yaklaşık 18.000 olduğu, bunun yarısını Rumların oluşturduğu ve ticari hayatta çok etkili olduğu görülmektedir.

Dr. Hasan Özönder, Sille adlı eserinin 52. sayfasında (10) Müslüman ve Rumların fizyolojik, dil ve gelenekler yönünden benzerlik gösterdiğini belirtmektedir. Konya ve başka yerlere göçen Sillelilerin geleneklerini koruduğu ifade edilmektedir.

Sille’li Rumların Alaaddin Keykubad’a büyük saygıları olduğu, Mevlana Dergahı ile iyi ilişkileri olduğu görülmektedir. 1913 yılında Sille’den Vasos Vaianos Mevlevilerin Akmanastır’a olduğu gibi Sille’ye de vakıf ve hediyeleri olduğunu söylemiştir. ( Hasluk, “Christianity and Islam under sultans of Konia, s. 374)

Tarihte Karaman bölgesi olarak bilinen Konya ve çevresinde Karamanlılar olarak Rumca bilmeyen ve Türkçe konuşan Hıristiyanların olduğu bilinmektedir. Grek harfleri ile Türkçe yazılan Karamanlıca kitabelere Sille’de rastlanılmaktadır. Ancak Karamanlıların Sille’de Rumlar arasında ne oranda olduğu araştırılması gereken bir konudur.

Ama şu gerçektir ki konuşulan Rumca’da pek çok Türkçe kelime de yer almaktadır. Cumhuriyet döneminde ise nüfusu yaklaşık 3.000 olmuş, pek çok ev ve mahalleler terk edilmiştir.

Sille’de devlet bütçesinden yapılmış tek yatırım İlköğretim Okulu ve 1950’li yıllarda yaptırılan Sille barajı ve sulama kanalıdır.

Sille’de Sanat

El sanatları tüm ulusların geçmişten günümüze ulaşan kültür varlıklarının yaşayan birer belgeleridir. Bulunduğu toplumun duygu , düşünce , zevk ve kültür farklılıklarını gösterdiğinden dolayı benimsenerek  geleneksel sanatlar haline gelmiştir.

İnsanlığın varoluşundan itibaren zamana ve mekâna göre önceleri örtünme, savunma ve kullanma amaçlarına yönelik olarak ortaya çıkan el sanatları insanların önceleri kullanmak amacı ile sonraları günlük geçimlerini sağlamak için ürettikleri genellikle basit araçlarla ve büyük el emeği ile ortaya çıkarttıkları eşyalar olarak tanımlanabilir.

Bu eşyalar, zaman içinde, günlük kullanım eşyasından süs eşyasına, çeyizlik eşyadan hediyelik eşyaya, pek çok ürünü içine alan bir gelişim göstermiştir.

Zamanla üretilen eşyalar insanların daha iyiye, güzele ulaşma iç güdüsü ve farklı kültürlerle bir arada yaşamaları bir kültür zenginliği oluşturmuş ve bunun neticesinde güzel sanat eserleri ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Kültürümüzün gelecek nesillere ulaşması , unutulmaması için okullarda bunun eğitimi ile birlikte bunları satılabilecek turistik bir meta olarak değerlendirerek halkın tekrar bu el sanatları ile geçimini sağlaması için gerekli alt yapı çalışmasını yapmak ve toplum da bu düşünceyi oluşturmak gerekmektedir.

Sille’de Coğrafya

Sille’de halkın geçim kaynağı alanları çiftçilik, toprak işçiliği, taş işçiliği,halıcılık son dönemlerde de inşaat ustalığı ve nakliyecilik bunlara dahil olmuştur. Toprak işçiliği memleketimizde birçok yerde olduğu gibi Sille’de de yapılmış ve bu mesleğin geleceğine ışık tutacak seviyeye ulaşmıştır.Silleli ustalar sille ve civarlarında olduğu gibi yurdun birçok yerine bu mesleği taşımışlardır.Toprak işçiliğinin Sille’de ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemekle beraber başlangıcı Neolitik çağa, Mezopotamya’da büyük uygarlık kurmuş Sümer’lere kadar dayanmakta olduğu ve Mezopotamya’dan silleye göçler vasıtası ile geldiği sanılmaktadır. Sümer’lerin toprak işçiliğindeki düzeyi zamanımıza kadar ulaşan çeşitli kalıntılardan anlaşılmaktadır. Sille’de toprak işçiliği geleneksel bir sanat haline gelmiştir. Bu sanatın yapıldığı imalathânelere sille dilinde Kâr-hane (gelir elde edilen yer, işyeri) denmektedir.

Sille’nin güney doğusundan başlayarak güney batısına kadar uzanan dağlar andezit nam-ı diğer sille taşlarından meydana gelmiştir. Bu taşların çıkarıldığı ve işlendiği yerler taş ocağı (kân) olarak adlandırılırdı. Bu taş ocakları 1990’lı yılların sonlarına kadar Sille’nin ekonomik yapısında belirleyici rol oynayan sanatlardan birisi idi.

Sille, coğrafi durumu nedeni ile tarım ve meyvecilikle uğraşılacak alanların sınırlı olması, halkın büyük bir kısmının el sanatlarına yönelmesine sebep olmuştur. Testicilik ve taşçılığın yanında halıcılık da el sanatları arasında yerini almış, yıllarca tüm Sille evlerinin vazgeçilmez uğraşı ve geçim kaynağı olmuştur.

Sille yurdumuzda el dokuması halıcılığın geliştiği, kendine özgü motif ve renklerin ortaya çıktığı halıları ile ünlü ender yerlerimizden birisidir. Bu bölgemiz, farklı din ve kültürlerin bir arada yaşamış olması sebebi ile uğraştığı sanat dallarına da bu kültür farklılığı ve zenginliği yansımıştır. Sille’de halı dokumacılığı kendine özgü renk, desen ve motiflerle sille yöresinin geleneklerini, sanat ve yaşam tarzını yansıtması açısından önemlidir. Sille halılarının dokunmasında genellikle sarmalı tip halı tezgahları kullanılmaktadır. Sille halıları çift olarak dokunan, göbekli genellikle kırmızı rengin hakim olduğu halı türleridir. Sille halıları hazıra yapılmayıp sipariş üzerine yapılmaktadır. Bu sebeple siparişi veren müşterinin isteğine uygun renk, motif, desen, göbek ve batma sayısı ile imal edilmektedir. Dokunan halılar genellikle 3 göbekli veya 5 göbekli olarak dokunmakla birlikte farklı desenlerde uygulanabilmektedir. Sille halılarında en çok kullanılan renkler kırmızı, yeşil tonları ve siyahtır. Bu halıların çözgü ve atkı iplerinde pamuk, ilme ipinde yün iplikler kullanılmaktadır. Çözgü ve atkı ipinde yün kullanıldığı da görülmüştür. Sille halıları genellikle 6 arşın 2 urup uzunluğunda 1,5 arşın genişliğinde ve çift olarak imal edilmektedir.

KAYNAKÇA: http://www.konyasille.com/

FOTOĞRAFLARLA SİLLE…

DSC_0742DSC_0738DSC_0734DSC_0740 DSC_0700DSC_0774DSC_0782 DSC_0783 DSC_0784DSC_0779 DSC_0780    DSC_0791 DSC_0793DSC_0790DSC_0810DSC_0827DSC_0841sosyalyasam5.jpgDSC_0834DSC_0808DSC_0843DSC_0844panoramasille

DSC_0849 DSC_0850 DSC_0853 sosyalyasam3.jpg

Reklamlar

About Nagihan Şekercioğlu

24 Şubat 1981 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimini Sakarya’da sürdürdü. Doğayı, insanları, kısacası yaşamı keşfetme arzusuna fotoğraf eklendiğinden beri büyülü dünyaya farklı bir bakış açısıyla bakmaya başladı. Hayata vizörden bakmak… “IŞIK”, fotoğraf tutkunları için ne kadar önemliyse, bilgi de o kadar önemliydi O’nun için… Ailesinin ve aile büyüklerinin büyük desteği ile fotoğraf deneyimlerini kazandı. Camera Obscura’nın, fotoğrafın büyüsünü hareketli görüntü bilgileriyle yoğurduğu, sayısal görüntünün hayatında olan yerini öğrendiği, sinemadan, heykele, mimariden, ebruya, resme, kısaca bir bütün olan tüm görsel kültür dallarına tanık olduğu için çok şanslı olduğunu belirtmek istemektedir. Açılan yeni ufuklar, pencereler, değişen bakış açıları… Ve en önemlisi hayatına kattığı değer… Yaşamın büyüsüyle insanı anlayan, yorumlayan büyülü dünyada çalışmalarına devam etmektedir. “Hayata vizörden bakmak… Bakıp görebiliyor, görüp hissedebiliyor, hissedip bunu kalpten yaşıyor, paylaşıyorsak eğer çok şanslıyız demektir. Bir parça ekmeğin değerini bilen ve onu paylaşan, ne olursa olsun hayata gülümseyen iyi niyetli insanlarız. Şükürler olsun.” Nagihan ŞEKERCİOĞLU

One response »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s