Yanılgılarım, hayal kırıklıklarım, belki de hatalarım, kalp acılarım oldu… Evet… Anlatamadıklarım, söyleyemediklerim, içimde susan, dilime gelen… Perdelerin arkasından doğan güneşi beklemek ise bir umuttu benim için… Deniz çok uzakta olsa da denizin maviliğini hissetmek de bir umuttu…

Yorulmuşum susmaktan… Sessizliğime kibrit çakmış gibiyim oysa şimdi. Senin gücünle tekrar ayağa kalkmak mı istedim? Kim bilir?

Ölümün olduğu bu dünyada ki çok kayıplarım oldu, biliyorsun… Acılarıma tuz basmayı hep bildim. Her şeyin gelip geçiciliği (ne para, ne mülk ) o kadar açıkken, bir bebeğin gülümsemesini, bir güvercinin çırpınışlarını, toprağın yağmurdan sonraki huzur veren kokusunu, bir çay bahçesindeki tavşan kanı çayı, izlenmemiş filmleri, okunmamış kitapları ve farkına varamadığımız hayatın güzelliklerini… Azla yetinmeyi, mütevazı olmayı, sevgiyi aramayı, saygıyı duymayı, sadık olup bunu karşından da beklemeyi, paylaşmayı, ideallerinin peşinden koşmayı… Yeniden doğarcasına hayallerin gerçekleşmesini umut etmek, dua etmek… Bu hayatta verebilecek en güzel cevap… Küllerinden yeniden doğmaktır belki de…

Hiçbirimiz kaderimizi bilemiyoruz ki… Bazen aptalca duyguların esiri oluyoruz. Şeytan giriyor kanımıza… Değerlerimizi yitiriyoruz. Adam gibi adam arıyoruz. Kanatlarının altında sığınacağımız biri… Tıpkı kıyısını arayan bir kayık gibi… Çok şey mi istiyoruz peki? Hayır.

Şimdi lanet olası bir tarih geliyor aklıma… Tarihsel olayların beynimizde yarattığı vurgular belki acı, belki mutluluk, belki umut oluyor. Ve ben ne olursa olsun umudumu yitirmek istemiyorum. Aptalca olsa da…

Gelen günler geçenlere benzemese de zorluklarla korkmadan yaşayacağım sanırım. Hayata gıcıklık olsun diye gülümseyeceğim her zamanki gibi… Ve salatayı masada ortaya getireceğim, belki de ortanın sağına… ( Right in the middle 🙂 )

KİM BİLİR?

Belki garip gelecek sesinde sessizliğimi duymak.
Şiir tadında...
Türkü tadında...
Bir fotoğrafın büyüsünde...
Kim bilir?
Belki ırmağın coşkusu kulaklarındadır.
Dünyaya sağır olsan da duyarsın.
Aldırış etmezsin, acılarını, özlemlerini...
Yaşam seni kucaklar.
Bir martının çırpınışları...
Bir kedinin partilerini açması...
Bir bebeğin gülücüğü...
Her şeyin farkına varırsın.
Sesinde sesim yankılanır.
Kim bilir?

N.Ş.

852a

Reklamlar

About Nagihan Şekercioğlu

24 Şubat 1981 tarihinde Adapazarı’nda doğdu. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimini Sakarya’da sürdürdü. Doğayı, insanları, kısacası yaşamı keşfetme arzusuna fotoğraf eklendiğinden beri büyülü dünyaya farklı bir bakış açısıyla bakmaya başladı. Hayata vizörden bakmak… “IŞIK”, fotoğraf tutkunları için ne kadar önemliyse, bilgi de o kadar önemliydi O’nun için… Ailesinin ve aile büyüklerinin büyük desteği ile fotoğraf deneyimlerini kazandı. Camera Obscura’nın, fotoğrafın büyüsünü hareketli görüntü bilgileriyle yoğurduğu, sayısal görüntünün hayatında olan yerini öğrendiği, sinemadan, heykele, mimariden, ebruya, resme, kısaca bir bütün olan tüm görsel kültür dallarına tanık olduğu için çok şanslı olduğunu belirtmek istemektedir. Açılan yeni ufuklar, pencereler, değişen bakış açıları… Ve en önemlisi hayatına kattığı değer… Yaşamın büyüsüyle insanı anlayan, yorumlayan büyülü dünyada çalışmalarına devam etmektedir. “Hayata vizörden bakmak… Bakıp görebiliyor, görüp hissedebiliyor, hissedip bunu kalpten yaşıyor, paylaşıyorsak eğer çok şanslıyız demektir. Bir parça ekmeğin değerini bilen ve onu paylaşan, ne olursa olsun hayata gülümseyen iyi niyetli insanlarız. Şükürler olsun.” Nagihan ŞEKERCİOĞLU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s